15 Şubat 2010 Pazartesi

ilk Buzz mesajımı attım... Neval'e sordum şimdi bu Buzz hangi ihtiyacımızı karşılayacakmış biliyor musun diye... feysbukun fazlalıklarından ve twitterdan kurtulacakmışız!
feysbuk sayfasını açıp elini çenesine koyup öylece, uzun uzun seyredenlerden bahsediyor bülent.
herhalde bu işlev feysbukun fazlalıkları arasında sayılmaz. özel bir işleve benziyor.
belki ben de Buzz sayfamı açar, elimi çeneme koyar ve seyrederim...
uzun uzun...

3 Şubat 2010 Çarşamba

yarın genel grev var!

işte bir sevgililer günü!
14 degil 4 Şubat genel grevi--

1 Şubat 2010 Pazartesi

vize mize müze

Tan Morgül'ün Vizesiz.net sitesine sonunda girdim. bir yerlerde duymuştum daha önce ama bilgisayar başındayken hep unutuyordum.

nasıl hatırladım: Gabriel Kuhn'un (anarşist yazar ve aktivist) ABD'ye giremezler listesine nasıl alındığını ve sınırda başından geçenleri blogundan okurken:
http://www.pmpress.org/content/article.php/20100129101337126

Çalışmazdık Asla

BirGün'deki son yazımın (http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2010/02/calismazdik-asla.html) başlığını Çalışmazdık Asla olarak attım ve referans ne kadar görünür merak ettim. Tanju Okan'ın şarkısını dinleyerek yazmıştım yazıyı. (http://www.youtube.com/watch?v=_stO5iBYtaY)
Ah Bir Zengin Olsam! vs vs
Çalışmazdık Asla!
yaba daba dibo...
Damdaki Kemancı'ya göre enteresan bir ekleme salt bu Tanju Okan versiyonunda mı var başka versiyonlarda da var mı bilemiyorum. ekleme dediğim en sonda söylediği şey: zengin olsaydım yaba daba vs mutlu olmazdım belki de ben yine, diyor ya...
ingilizcesinde göremedim bu soru işaretini...

Tekel İşçilerini sokakta traş eden dayanışmacı berberler ne güzeldi.

ispanya devriminin anarşist berberler sendikası geliyor akla...

genel grev, her kahvaltıdan sonra...

14 Ocak 2010 Perşembe

kayıp Gandhi

Kılıçdaroğlu, 'Dersim Kapanımı' sürecinde Gandhi estetiğini tümden kaybetti, öte yandan Gandhi estetiği pek buralarda popüler olacak gibi değildi zaten -hele şu sıralar.

Türkiye'de herkes Gandhi'yi öldüren adam olmak istiyor belki de...

(miniminnacık Yeni Delhi seyahatim sırasında bu suikastçının kaldığı otelde kalmıştım. koridorlar, merdivenler, bu bilgiyle bir huzursuzluk edinmişti.)

çakkallar ve yeni kuruş

yeni yıla girdik ve her bakkal ve her çakkal, neredeyse istisnasız ve değişik semtlerde, ısrarla elinize para üstü olarak tedavülden kalkmış yeni kuruş bozukluklarından sıkıştırmaya çalışıyor.

duyduğuma göre müşteriler de aynı dolandırma diliyle karşılık verme eğilimindelermiş.

pazarlar kim kime geçersiz para kakalayabilirse yerleri olmuş.

bu sorun, yani yeni kuruşlar tedavülden kalktığında piyasada toplam bozuk paraların yaklaşık yüzde ellisinin olması sorunu, halk tarafından böyle çözülmekte. Mesela halkta genel olarak “kardeşim biz tanımıyoruz senin bu tedavül medavül laflarını eski yeni bütün kuruşları kullanacağız” deme eğilimi hiç yok. Bunun tersi olabilecek, tamam tedavül uygulamasına uyacağız ama sürekli bir kim kimi kazıklarsa ortamı yaratmadan bu işi çözelim arayışı da yok.

Bu durumun genel ahlak-sorunu iması bana linçsevme ve linçci olabilecek fırsat arama karakterini de hatırlatıyor.

İstanbul’un farklı semtlerinde karşınıza çıkan Kapatıyoruzcular da bir tür linç sevgisine yatırım yapan yerler değil mi? Bir dükkan direkt kapatıyoruz levhasıyla ve atmosferiyle açılıyor, ilk andan itibaren alıcıda vurgun yapıyorum, bir tür yağma faaliyeti içindeyim, düşene vuruyorum, duygusu veriyor, ve bu en yaygın ve cazip duygular arasında. ucuza kapatacağına ikna oluyor -alışverişi, öldürmeyi, yeni kuruşu...

şakasından çevirirsek:

bakkallar çakkallar neden bu kadar zıtlar yeni kuruşa acaba. ne olur yani toplasınlar biriktirip götürsünler bankaya değiştirsinler. ben olsam hatta pencereye "yeni kuruş alınır" levhası asardım. ki belki bu yüzden iyi ki ben değilim.

(bu arada yeni kuruşları çakkallardan toplayıp bankaya götürüp yenisizleştirip bu işten komisyon alanlar türemiş diye duydum. işte bir iş !)

30 Aralık 2009 Çarşamba

Pasolini'nin şiirlerini unutmuştum

bir dize aramaya kalktım geçen gün, bir hikmet olmayan, böyle adlandıralamayacak, "işte bir hikmet!", içinde bir hikmet barındırdığı için güzel dize denen dize, denemeyecek, ama şahane, örnek bir dize buluveriyim diye tak şiir kitaplarının arasından bir kitap çektim, diyebiliriz, pasolini'yi elime alışım için.

Gramsci'ni Külleri. Nisan yayınları. Rekin Teksoy çevirisi.

dizeyi buldum hemen:
"biz yaşayanlar için usulca"

fakat şiirlerin genel olarak güzelliği şaşırttı beni. unutmuşum gitmiş bu kitabı. adı da zaten küller falan.

kitabın içine de pasolini şiiri hakkında dönemin dergilerinden birinde yayınlanmış bir yazıyı kesip saklamışım. yazı b. umut Aydın imzalı. başlığı da Direniş ve Şiir. ve de 1996 yılında Direniş dergisinde yayınlanmış. hiç hatırlamıyorum doğrusu dergiyi. ama iyi ki yazıyı kesip kitabın arasına koymuşum.
çok az yaptığım bir hareket, böyle küpür kesip kitap arasına koymak, ama her seferinde iyi ki yapmışım diyorum, sonradan ve yıllar sonradan, bulunca.

*

gözümde arpacık çıkmış. şaşırdım ve itirazvari bir şaşırma. bende olmaz öyle şey diyerekten. sanki iftira atılmış gibi...